Tasavvuf Kisvesi Altında Şeriattan Tecerrüd Eden Söylemler Üzerine
- Efe Kaan Çakır

- 18 Oca
- 2 dakikada okunur

Tasavvuf Kisvesi Altında Şeriattan Tecerrüd Eden Söylemler Üzerine :
Tasavvuf, ne hevâî bir mâneviyat telakkîsi ne de zamânın zevkine göre şekil alan bir rûhî eğilimdir. O, şer‘-i şerîf ile mukayyed, ahkâm-ı ilâhiyye ile müeyyed ve edep ile mütemmim bir seyr ü sülûk yoludur. Bu yolun esâsı, hevânın tahfîfi değil; nefsin tezkiyesi, irâdenin terbiyesi ve kulluğun tahkîkidir.
Ne var ki, son devirlerde tasavvuf nâmı altında zuhûr eden bâzı söylemler, şeriatla mesafeli, hattâ onu tali ve sembolik bir mertebeye indirgeyen bir anlayışı telkîn eder hâle gelmiştir. Bu tavır, tasavvufu asıl mecrâsından çıkarıp, içi boşaltılmış bir rûhçuluk yahut estetik bir maneviyat söylemi hâline tahvîl etmektedir.
Hâlbuki ehl-i irfân indinde tasavvuf, şeriatın zâhirinden tecerrüd değil; zâhirde tahakkuk eden ahkâmın bâtında kök salmasıdır. Şeriatı “tarihsel bir kabuk”, tasavvufu ise ondan müstağnî bir “öz” gibi telakkî etmek; Cüneyd-i Bağdâdî’den İmam Rabbânî’ye, Mevlânâ’dan Şâh-ı Nakşibend’e kadar uzanan irfan silsilesinin müşterek mirasına mugâyirdir.
Bu bağlamda denilebilir ki:
Şeriatın emir ve nehiylerini çağın hassâsiyetleri adına yumuşatan, ahkâm-ı dîniyyeyi psikolojik ve sembolik yorumlarla tahfîf eden her söylem, tasavvufu irâde terbiyesinden ârî kılar. Oysa tasavvuf, nefsi hoş eden değil; nefsi inciterek olgunlaştıran bir meşakkat yoludur. Kolaylaştıran değil; zorlaştırarak kemâle erdiren bir riyâzet ve mücâhede mektebidir.
Kendisini tasavvuf ehli addedip şeriat karşısında mütereddit, muğlak yahut mesafeli bir dil kullananlar, farkında olmadan irfanı temsil değil, tahrîf etmiş olurlar. Zîrâ sûfî, zamânı okur; lâkin zamânın ölçülerini hakikatin mîzânı hâline getirmez. Çağın alkışına göre şekillenen bir maneviyat, tasavvuf değil; olsa olsa geleneğin rûhundan koparılmış bir hissiyât söylemidir.
Bu itibarla tenkit, şahısların niyetine değil; iddia ile usûl arasındaki ihtilâfa müteveccihtir. Tasavvuf, şeriata rağmen değil; şeriatla derinleşir, şeriatla tahakkuk eder. Bu mihverden inhirâf eden her söylem, ne kadar zarif, ne kadar latîf ve ne kadar cazip görünürse görünsün, ehl-i irfânın mîzânında hafîf gelir.
Hülâsa-i kelâm:
Tasavvuf, hafifletilmiş bir din dili değil; ağır bir kulluk terbiyesidir. Bu hakîkat gözden ırak tutuldukça, söz çoğalır; lâkin hâl eksik kalır. Ve tasavvuf, hâlsiz kaldığı anda, sadece isimden ibaret bir iddia hâline inkılâb eder.
| Efe Kaan ÇAKIR



Yorumlar